İnternetin hızla yayıldığı günümüzde binlerce siteye rağmen güvenilir islami bilgiye ulaşabilmek hala çok kısıtlı. Web sitemiz 2004'ten bu yana güvenilir kaynak sunabilmeyi amaç edinmiştir.

Kitap okuyor musunuz?

Düzenli olarak okurum
55% (931 oy)
Arada bir okuduğum oluyor
21% (354 oy)
Gerektiğinde açıp bakıyorum
7% (117 oy)
Çok az kitap okudum
9% (143 oy)
Hiç kitap okuyamıyorum
8% (134 oy)
Toplam oy: 1679

Ayasofya Camii'nin Tarihi

Dünyanın 8.harikalarından birisi sayılan Ayasofya, Sanat Tarihi ve mimarlık dünyasının 1 numaralı yapısı hüviyetindedir. Bu yaşta ve bu ebatta zamanımıza gelebilmiş ender eserlerdendir. Orijinal adı Hagia Sofia olan, Türklerin Ayasofya dedikleri yapı yanlış bir şekilde, Saint Sofia olarak bilinir. Bazilika, Sofia isimli bir azizeye değil, Kutsal Hikmet’e ithaf edilmişti. Önceki bir pagan mabedinin yerinde yapılmış 3 ayrı bazilika aynı isimle anlatılmıştı. İmparator Büyük Konstantin devrinde kilise yapılmadığı halde, bazı kaynaklar, ilk Ayasofya Bazilikasının onun tarafından yaptırıldığını iddia ede gelmiştir. Küçük ölçülerdeki ahşap çatılı ilk yapı 4. yy. ikinci yarısında Büyük Konstantin’in oğlu Konstantinus zamanında yapılmıştı. 404 yılında, bir isyan sırasında yanan ilk yapının yerine, daha büyük ölçülerde inşa edilen 2. kilise 415 yılında törenle açılmıştı. 532 yılında Hipodromda yapılan bir araba yarışı sonucu çıkan kanlı isyan on binlerce şehirlinin ölümüne ve pek çok binanın yakılmasına sebep olmuştu. “Nika” isyanı diye bilinen ve İmparator Justinyen aleyhine gelişen bu isyanda Ayasofya Kilisesi de yakılmıştı.

İstanbul’un fethi - 10

Fetih deyince beş şeyi hatırlamamız gerekir: "Birincisi Fatih'i, Fatih Sultan Mehmed'i, O'nu kutlu bir müjdeye iten iman aşk ve azmi unutmayın!

İkincisi; Hocası Akşemseddin Hazretlerini... O Akşemseddin ki, "sadece sorulana cevap verip kenara çekilirim" düşüncesinde olmayıp, manevi olduğu kadar, sabahlara kadar mücahitleri siperlerde ziyaret ederek onlara verdiği moral ve gayretlerini de unutmayın!

Üçüncüsü Ulubatlı Hasan'ı... Köyünde iman ve şehadet şuuruyla yetişmeseydi, şehid olacağını bile bile o surlara çıkabilir miydi Ulubatlı Hasan?

Dördüncüsü Ebû Eyyub el Ensari'yi... O Eyyub el Ensari ki, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz'i, Mekke'den Medine'ye Hicret edince O'na ilk iman edip evinde ağırlayan daha sonra da yine O'nun övgüsüne mazhar olabilmek için, 90 yaşında, İstanbul surlarının dibine gelip burada şehid düşmesini..

İstanbul'un fethi - 9

Fetih, "açma" anlamında... Kilitli gönüllerin İslâm'a açılması... Fetih, sevgi ve hoşgörüdür. Bütün insanlığın huzur ve mutluluğunu istemektir. Bütün insanlık Rabbini tanısın, huzur ve mutluluk içinde yaşasın ve cennete girsin niyetiyle çalışmak ve "Sevgi medeniyeti"ni kurmaktır. İşgal, fethin tam zıddıdır. Çünkü işgalde öldürme, soykırım, sömürme, baskı, zorbalık, zulüm, işkence ve intikam duygusu vardır.

Bugün dünya yeni fetihlere muhtaçtır. Gönüllerin fethine... Huzur ve barışın insanlığı kuşatması için... İnsanca yaşamak için... Zulüm ve sömürünün sona ermesi için... İnsanlığın mutluluk ülkesine kanat açması için: "Dünya yeni bir Osmanlı'ya muhtaç."

"Delikanlım işaret aldığın gün atandan,

Yürüyeceksin, millet yürüyecek ardından

İstanbul’un fethi - 8

II. Mehmed, İstanbul kuşatması konusunda hiçbir tedbiri elden bırakmadı. Araştırdı, plânlar hazırladı, Rumelihisarı'nı yaptırdı, toplar döktürdü, gemiler yaptırdı. İstanbul'u hem karadan, hem de denizden kuşatmak üzere hazırlık yaptı. Kuşatma öncesi, plânı, konunun uzmanlarıyla son defa gözden geçirdi.

29 Mayıs 1453 Salı günü, sabah namazından sonra zırhını giydi, kılıcını kuşandı ve atına bindi. Askerine son hücum emrini verdi. "Geçit vermez" olarak tanımlanan dev surlar, çok iyi hesaplanmış top atışlarına direnemedi. 53 günlük kuşatma sonunda fetih gerçekleşti. İkinci Mehmed, Hocası Akşemsettin önde olmak üzere ordusuyla birlikte Topkapı'dan İstanbul'a girdi. Artık bundan sonraki ünvanı "Fatih" olacaktı.

İstanbul’un fethi - 7

Fâtih Sultan Mehmed Hân, daha sonra otağına çekilip devlet erkânının tebriklerini kabul ederken, Haliç sûrlarını Cebeli Ali Bey, Tekfur sarayı sûrlarını Karaca Bey, Marmara sûrlarını ise Kapdân Hamza Bey geçip şehre girmişler, daha sonra Vezir Zağanos Paşa büyük birlikleriyle şehre dahil olmuş ve o gün henüz öğle olmadan şanlı askerimiz Aksaray taraflarında saf tertibatı almıştır.

Fâtih Sultan Mehmed Hân, fetih günü öğleden sonra, hocası Akşemseddin önde olmak üzere ordusuyla birlikte Topkapı'dan şehre girmiş ve Bizans halkının tezahüratı, gazilerimizin Tekbîr ve Ezan sesleri arasında ilerleyip Ayasofya'ya gitmiştir. Fatih ve ordusu şehre girerken kadınlara, çocuklara, sivil halka ve aman dileyenlere dokunmadı. Mabedlere zarar vermedi. Halkı, inançlarında serbest bıraktı. Hatta Bizans halkı şehrin yeni hükümdarını çiçek ve alkışlarla karşıladı. Çünkü Bizans yönetimi halkına zulmetmiş; halk arasında "Bizans külâhı görmektense, Osmanlı sarığı görmek daha iyidir" sözü yaygın hale gelmişti. Halk, Osmanlı'nın hak ve adalete bağlılığından haberdardı.

İstanbul’un fethi - 6

Mum Donanması:

1453 yılının 28/29 Mayıs gecesi, aynı yılın 6 Nisan Cuma günü başlayan Bizans muhasarasının son gecesidir. Şanlı ordu bu geceyi "Mum Donanması" yaparak geçirmiştir. O gece, bu mum donanması denilen ateş ve ışık şenliği, hava karardıktan sonra başlamış ve Marmara'dan Haliç'e kadar uzanan bütün muhasara hattında bir anda kandiller, fenerler, mumlar, meş'aleler ve öbek öbek ateşler yakılmış, donanmamızın gemileri de aynı şenliğe katılmış ve böylece Bizans, ateşten bir çember içine alınmıştır.

Bu ışık deryası içinde yükselen Tekbîr ve Tehlîl sesleri, Bizanslıların mâneviyatını yıkmış, gözyaşlarıyla birbirini çiğnercesine Ayasofya'ya koşan halk, imparatorla beraber bütün devlet ve saray erkânının da katıldığı son âyine iştirak etmiştir!.. Bu mum donanması harekatı, ilhamını, kaynağını şu hadis-i şeriften almıştır: Amr b. Avf (R.A.)'den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

İstanbul’un fethi - 5

Fatih, padişah olmadan önce ve sonra hep İstanbul'u düşünmüştür. Gece rüyalarında gördüğü, hayallerini süsleyen zafer, İstanbul'un fethidir. Çünkü daha şehzadeliği döneminde, küçük yaşta İstanbul sevdasına tutulmuştu. Hocalarının öncülüğünde Fetih Suresi ve Fetih Hadisi'ni mütalâa ediyor; İstanbul, rüyalarını süslüyordu. Hatta çocukluk oyunları bile İstanbul üzerineydi.

İkinci Mehmed, bu işe kendisini öylesine kaptırmıştı ki, bazan bu düşünceyle dalıp gidiyordu. Birinde Hocası Molla Gürani'yi beklerken yine dalmış, hocasının derse girişini fark edememişti. Molla Gürani seslendi:

- Mehmed! Bu ne hal? İrkilerek kendine geldi ve şöyle cevapladı:

- Kusuruma bakmayın, Hocam!.. Bir sevgilimiz var: İstanbul... Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin fetih hadisi aklıma geldi de...

İstanbul'un fethi - 4

Büyük hedefleri büyük insanlar kovalar. Müslümanlar Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz'in gösterdiği o günün iki süper gücünden birinin merkezini İslâm'a açmayı hedeflerin ve şereflerin en büyüğü bilmişlerdir. Sonuçta, belli bir disiplini, geleneği ve teknolojisi bulunan genç Fatih'in komutasındaki Osmanlı ordusu bu görevi yerine getirmiş ve böylece hadisimizdeki büyük takdirin sebebinin anlaşılmasını sağlamıştır. Demektir ki bu büyük peygamberî övgünün temelinde İstanbul'un stratejik konumu ve dolayısıyla çağlar boyu müslümanların gündemine çok ciddi olarak girecek olan tebliğ ve medeniyet meselesi yatmaktadır. Fethin maksat ve hedefleri doğrultusunda hareket edenlerin bu büyük övgüden nasiblerini alacakları şüphesizdir. O halde iş, fethe ve fâtihe lâyık olmaya çalışmakta, Ayasofya dâhil fetih emanetlerine sahip çıkmakta toplanmaktadır.

Bir de şu hadis-i şerifi arz etmek istiyorum: Cabir b. Semüre (R.A.) den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:

İstanbul’un fethi - 3

Bir de Fetih Hadis-i şerifinde verilen mesaja temas etmek istiyorum. Fakat önce peygamberî bir uygulamadan söz etmemiz uygun olacaktır. Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, başlangıçtan beri ashâb-ı kiram bunaldıkça, gelecek parlak günleri ve İslâm hâkimiyetini haber vererek onları, hem teselli etmiş, hem de tam bir dayanıklılık göstermeleri noktasında eğitmiştir. Meselâ; Habbab b. Eret (R.A.) şöyle demiştir: İslâm'ın ilk günlerinde Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, Ka'be'nin gölgesinde kaftanını yastık yaparak dayandığı bir sırada kendisine Kureyş müşriklerinin işkencelerinden şikâyet ettik:

- Yâ Resûlellah! Bizim için ALLAH'tan zafer dileyemez misin? Bunların zulmünden kurtulmamız için ALLAH'a duâ edemez misin? dedik. Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz yüzü öfkeden kıpkırmızı olduğu halde hemen oturdu ve şöyle buyurdu:

İstanbul’un fethi - 2

Milletimizin şeref ve zaferlerle süslü muhteşem tarihi içindeki en büyük zaferlerden birisi de: Hiç şüphe yok ki 29 Mayıs 1453 yılında gerçekleştirilen İstanbul'un fethidir. Binaenaleyh, biz bugün İstanbul'un fethinin 557. yıl dönümünü idrak etmenin mutluluğu içerisindeyiz.

29 Mayıs 1453, Türk ve dünya tarihinin son derece önemli bir dönüm noktasıdır. Bin yıla yakın bir geçmişi bulunan ve fakat çürüyüp-dağılmış, bozulup-kokuşmuş, maddi ve manevi bir ahlaksızlığın batağında çırpınmakta olan Bizans İmparatorluğu bu tarihte bir daha dirilmemek üzere can vermiştir. Bu bakımdan İstanbul'un fethi; sadece bir ilin, bir beldenin fethi değil; tarihe damgasını vuran, çağ değiştiren önemli bir hadisedir. İstanbul'un fethinde sadece iki ordu değil, ayrı iki dünya çarpışmıştı.

Bu mücâdele âdeta, Hakk ile bâtılın, aydınlık ile karanlığın mücadelesi idi. Bu zafer, Ortaçağ'ın karanlıkları üzerinde doğan bir adalet ve insanlık güneşi olmuştur. Bu tarihten itibaren yeni bir çağ açılmış, bin yıllık bir geçmişi bulunan Bizans İmparatorluğu tarihe karışmıştır.

İstanbul’un Fethi

İstanbul'un fetih hazırlıkları bir yıl önceden başlatıldı. Kuşatma için gerekli olan çok büyük toplar döktürüldü. 1452 yılında Boğaz'ın kontrolünü sağlamak için Rumeli hisarı inşa edildi. 16 kadırgadan oluşan güçlü bir donanma oluşturuldu. Asker sayısı iki kat arttırıldı. Bizansın yardım almasını engellemek için yardım yolları kontrol altına alındı. Ceneviz'lilerin elinde bulunan Galata'nın da savaş esnasında tarafsız kalması sağlandı. 2 Nisan 1453 tarihinde ilk Osmanlı öncü kuvvetleri İstanbul önlerinde görüldü. Böylece kuşatma başladı. Fetihin kronolojisi şu şekildedir :

6 Nisan 1453: Fatih Sultan Mehmed otağı Konstantinopolis önlerinde, St. Romanüs Kapısı Şimdiki Topkapı önüne kuruldu. Aynı gün şehir, Haliç'ten Marmara'ya kadar kuşatıldı.

6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı.

Atik Valide Camii Hakkında Bilgi

II. Selim'in eşi, Venedik kökenli Nurbanu Sultan, Osmanlı sultanları arasında en güçlülerden biriydi. Bu güçlü sultan yaptırdığı külliye de, gücünü pekiştirir nitelikte, İstanbul’un boyutları açısından en büyük külliyeleri arasındadır. Külliye halk arasında Eski Valide ve Valide-i Atik isimleriyle de bilinir. Cami, medrese, tekke, sıbyan mektebi, kervansaray, hamam, darülkurra, darüşşifadan oluşan yapılar grubunda günümüzde sadece cami ve 16. yüzyıl ayrıntılarını kaybetmiş hamam özgün işlevini sürdürüyor. Diğer yapıların tamamı acil onarıma gereksinim duyuyor ve ziyarete kapalı. Külliyenin büyük bir bölümünün yakın bir tarihe kadar hapishane olarak kullanılması özgünlüğünü kaybetmesinin en önemli nedenlerinden biridir. Hapishane olarak kullanılan bölümler günümüzde Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne tahsis edilmiştir.

Nuruosmaniye Camii Hakkında Bilgi

Nuruosmaniye Camii Kapalıçarşı'nın Çemberlitaş kapısından çıkar çıkmaz girilen kapının solunda 2 metrelik bir subasman üzerinde görülen ilk barok özellikli cami. Dış avlusunun iki kapısından biri Kapalıçarşı'ya diğeri Çemberlitaş'a açılır.

Mustafa Ağa ve yardımcısı Simon Kalfa (Mimar Simeon) tarafından 1748'de inşasına başlanan cami 1755'de bitmiştir. I. Mahmut zamanında yapımına başlanan cami , III. Osman zamanında Nuruosmani adıyla tamamlanmıştır. Şadırvanı yoktur, önde ve arkada abdestlikleri vardır, ayrıca ek bir abdestlik giriş kapısı karşısında bodrumdadır. Mihrabı çıkıntılıdır.

Pertevniyal Valide Sultan Camii Tarihi

Sultan II. Mahmut'un eşi ve Sultan Abdülaziz'in annesi Pertevniyal Valide Sultan tarafından yaptırılmıştır.

Cami 1869-1871 yılları arasında inşa edildi.

Planlarını Sarkis Balyan'ın çizdiği, hazırlanmasına Hagop Balyan'ın katıldığı da bilinmektedir. Mimarı Montani'dir. Çizim işlerinde, desinatör Osep çalışmıştır. Uygulama ve şantiye yönetimi için Bedros Kalfa ve duvarcı Ohannes ile dülger kolbaşısı Dimitri görevlendirilmiştir.

Camii`nin, neogotik tasarımıyla klasik camilerden oldukça farklı bir mimarisi vardır.

Devlet ileri gelenlerinin, din bilginlerinin, hocaların katılımıyla düzenlenen büyük bir törenle temeli atıldı. Pertevniyal Sultan temel atma töreninini meydanı görebilen bir evin penceresinden izledi.

Sultan Ahmet Camii Hakkında Bilgi

Türk ve İslam dünyasının en ünlü anıtlarından birisi olan Sultan Ahmet Camii İstanbul’a gelen herkes tarafından hayranlıkla ziyaret edilir. Klasik Türk Sanatının bir diğer örneği olan bu Sultan Camii orijinal olarak 6 minare ile inşa edilen tek camidir. Bulunduğu yer tarihi İstanbul şehrinin daha erken yapılmış diğer önemli eserleri ile çevrilidir. İstanbul şehrinin en güzel manzarası denizden görülür. Bu şahane manzarada caminin silueti yer alır. Şöhreti “Mavi Camii” olarak bilinen eserin asıl adı I. Sultan Ahmet Camiidir.

Esas mesleğine yakışır şekilde, Mimar Mehmet Ağa Cami içerisini kuyumcu titizliği ile dekore etmiştir. 1609-1616 yılları arasında inşa edilen cami büyük bir kompleksin içerisinde bulunurdu. Bunlar bir kısmı zamanımıza gelemeyen sosyal ve kültürel içerikli yapılardı. Kapalı Çarşı, Türk Hamamı, aşevi, hastane, okullar, kervansaray ve Sultan Ahmet’in türbesi belli başlı kısımlardı.

Eyüp Sultan Camii Tarihi

Hazret-i Muâviye zamânında İstanbul kuşatmasında şehid olan, sahâbeden Hâlid ibni Zeyd Ebâ Eyyûb el-Ensârî’nin kabrinin, Fâtih Sultan Mehmed’in hocası Akşemseddîn’in kerâmetiyle bulunmasından sonra Fâtih Sultan Mehmed Han burada bir türbe ile bir câmi yapılmasını emretmiştir.

Fetihten hemen sonra 1458 yılında Osmanlılar tarafından İstanbul’da yapılan kubbeli ilk Selâtin Câmiidir. Fakat ilk yapıdan, günümüze orijinal hiçbir şey gelmemiştir. Sâdece minâreleri ilk yapıya âit olmamakla birlikte bugünkü yapıdan biraz eski târihlere âittir. 1724 târihinde bu minârelerin yerine yeniden iki şerefeli iki minâre yapılmıştır. Çok tâmirât geçiren câminin minârelerinden başka her yeri, Üçüncü Sultan Selim Han zamânında 1798’de yıkılarak, bugünkü câminin inşâsına başlanmıştır. İnşaat 1800 târihinde tamamlanmıştır. Daha sonra 1822 yılında Haliç tarafından minârelerin birisine yıldırım isâbet ederek, üst şerefesinin hasar görmesine sebeb olmuş, Sultan İkinci Mahmûd Hanın emriyle câmi tekrar tâmir edilmiştir. Câminin dış avlusundaki mahfiller Dârüssaâde Ağası Beşir Ağa tarafından inşâ edilmiştir.

Arap Camii Hakkında Bilgi

İstanbul’da yapılan en eski cami. Emevi kumandanlarından Mesleme bin Abdülmelik tarafından 717 senelerinde İstanbul-Karaköy’de yaptırıldı. Mesleme bin Abdülmelik büyük bir ordu ile Çanakkale’den Gelibolu, Edirne sonra İstanbul’a geldi. Galata’yı ele geçirerek yedi sene kaldı. Çok sıkıntı ve hastalık çektiklerinden buraya "Kahr köyü" ismini verdiler. Şimdi "Karaköy" denilmektedir. Muhyiddin-i Arabi hazretleri, Müsamere kitabında Mesleme’nin İstanbul seferini uzun anlatmaktadır. Mesleme çekilince Rumlar verdikleri sözü bozup camiyi kilise yaptılar. Dördüncü Murad Han zamanına kadar kilise olarak kalıp 1637’de eski yeri keşfolunarak mescide çevrildiği Fezleke-i Tarih-i Osmani’nin yüz altmış altıncı sayfasında yazılıdır. Birinci Sultan Mahmud Hanın annesi Saliha Sultan, camiyi 1735’te yeniledi. 1807 yangınında yanıp, yeniden tamir edildi.

Süleymaniye Camisi Hakkında Bilgi

Osmanlı yükseliş devrinin muhteşem eseri. Bir külliye şeklinde inşâ edilen bu eser, Kânûnî Sultan Süleymân Hanın emriyle, Mîmar Sinân tarafından 1550-1557 yılları arasında inşâsına Şeyhülislâm Ebüssü’ûd Efendinin duâsı ve câminin temeline ilk taşı koymasıyla başlandı. Külliyede; câmiden başka, medrese, mektep, dârülhadîs, dârüşşifâ, imâret, tabhâne, bîmârhâne, kervansaray, tıp mektebi, hamam, oda ve dükkânlarla Kânûnî Sultan Süleymân Han ve Hürrem Sultan türbeleri de vardır.

Mîmar Sinân’ın kalfalık eserim diye nitelendirdiği büyük bir külliyenin kısa sürede yapılması, zamânına göre, büyük bir başarıdır. Câmi 16 Ağustos 1557’de Kânûnî Sultan Süleymân Han ve bütün devlet ricâlinin hazır bulunduğu bir merâsimle, Mîmar Sinân tarafından ibâdete açılmıştır.

Bayezid Camii Hakkında

İstanbul’un yedi tepesinden biri üzerine kurulan ve semte adını veren muhteşem cami. Fatih’in oğlu Sultan Bayezid tarafından yaptırılan caminin temeli, 1501 yılında atılıp, inşası 1506’da tamamlandı. Caminin yanına mektep, medrese, imaret, kervansaray ve hamam yaptırılmıştır. Bu medreseye, ancak şeyhülislam olanlar müderris tayin edilirdi. İlk müderrislik, Şeyhülislam Zembilli Ali Efendiye verilmiştir.

Bayezid Camii, klasik Osmanlı üslubunun ilk örneğidir. Mimarının, bazı kaynaklarda Üstad Hayreddin olduğu yazılmakla beraber, son yapılan araştırmalarda Yakub Şah bin Sultan Şahın inşa ettiği meydana çıkmıştır. Beş seneye yakın zamanda biten caminin ilk ibadete açıldığı Cuma gününde namazı Sultan İkinci Bayezid Han kıldırmıştır. Bunu Evliya Çelebi şöyle anlatır:

Caminin yapısı tamam oldukta, bir Cuma günü, büyük bir cemaat toplanıp açıldı. Bayezid-i Veli buyururlar ki: "Her kim ki ömründe ikindi ve akşam namazlarının sünnetini tamam kılmışsa şu mübarek vakitte o kimse imam olsun.” Derya misali cemaat içinden bir kişi çıkmaz. Bayezid Han: “Elhamdülillah! Seferde ve barış zamanında sünnetleri terk etmedik.” diyerek kendileri imam olup namazı kıldırırlar.

Anket

Kitap okuyor musunuz?:

Son yorumlar

İçerik yayınları