Talâkı sünni ve bıd'ı (Sünnet ve Bidat olan boşama şekli)

Sünniy sünnete ve bıd'î bidate mensuptur. Bu bapta sünnetin mânâsı, itâbı mûcip olmayandır. Sevabı mucip olan demek değildir. Çünkü, talâk aslında ibadet değildir ki, ona sevap terettüp etsin. Eğer nefis, onu bidiyyen tatlike dâî iken; o nefsini menederek, talâkı, vakti sünnete tehir ederse, masiyetten korunma, sevabiyle musap olur.

Bid'at: Sünnetin hilafıdır. (Günahı mucip bir masiyet, demektir.) Zevceye, hacet halinde bir talâk îkaı kâfi iken, ziyadesinin iykaı, bid'attir.

Talâkta bid'at: Adeden olduğu gibi zamanen dahi, olur. Çünkü, talâk, - haddi zatında - matlup olmadığından, iykaının rağbetin teceddüdü zamanına tehiri, müstahsendir ki, o da; - vatî den - hâlî olan tuhur zamanıdır. Âdetli olmak zamanı, nefret zamanı olduğu gibi - vâtî - den hâlî olmayan, tuhur zamanı dahi, rağbetin sönük olduğu zamandır. Buna binaen, - medhul biha - olan zevceyi, âdet zamanında veya - vatî - edilen, tuhur zamanında tatlik etmek dahi, bid'attir (1).

Sünniy dahi, mukabil olan, bıd'î gibi ya adet cihetinden veya vakit cihetinden yahut her ikisi yönünden (sünnî) olmak itibariyle, birbirinden mütemeyyiz olmakla, talâkın sünnî ve bid'iye taksiminden şu üç kısım hâsıl olmaktadır: Ahsen talâkı sünnî, hasen talâkı sünnî, talâkı bıd'î.

Sünniyyi ahsen: O talâkı rec'îdir ki, (2) medhul biha olan zevceye, içinde vatî vukubulmayan tuhur halinde, birden ziyade olmayarak verilip, iddet bitinceye kadar, bir daha tekrar edilmemiş olur (3). (Beis yok ise, iddet içinde ric'at efdâldir.)

Sünniyyi hasen: Şol talâk-ı ric'îdir ki, medhul biha olan zevceye içinde vatî vukubulmayan tuhur halinde, bir kere iyka olunduktan sonra, iddet bitinceye değin, tuhurlara ve - hayiz sahibi - olmadığına göre, aylara tevzian vatîsiz birer daha iyka edilerek, memlûke hakkında iki ve hürre hakkında üç, olan talâk adedi, müteferrikan tamamlanmış olur (4).

Talakı bıd'î: Şol talâktır ki, talâkı sünnînin, zikrolunan iki kısmına da muhalif olarak, zevceye ya âdetli halinde (5) veya vatî olunduğu tuhur içinde, birden ziyade olmamak üzere, yahut bir tuhurda ya müteferrikan veya defaten - birden ziyade - olarak iyka edilmiş olur (6).

Âdet yönünden bid'atin iykadan sonra def'i ve tedariki mümkün olamaz. Vakit yönünden bid'atin, tedariki mümkün olmakla medhul biha zevcenin (7) vakit itibariyle bıd'î ric'î olarak tatlîkinde bidatin def'i için, ona müracaat etmek, kocaya vâciptir. (Ondan sonra, dilerse ikinci tuhurda; vatîsiz onu tatlik eder.)

Talâkı bid'î, menhî olmakla beraber, vâkidir. Fiili-şer'îde, vârit olan nehiy, onu iptal, ve meşruiyyetten ihraç etmez. Meğer ki kabîhi lâîne) olduğuna delîl kaim ola (8).

Talâkın adedi:

Zevcenin hürre veya memlûke olmasına göredir: Hürrenin talâkı üçtür. Zevci gerek hür ve gerek köle olsun. Memlûkenin talâkı ikidir. Zevci gerek hür ve gerek köle bulunsun. (Babı kasme bakınız.)

Bir hürre, zevcinden gerek defaten ve gerek müteferrikan üç talâk ile ve memlûke, iki talâk ile, mutallâka olduktan sonra, diğer kocaya, medhule zevce olmadıkça, evvelki kocasına helâl olmaz. (Kitab-un nikâhın muharremat faslına ve âtîdeki beynunet bahsine bakınız.)

Talâkın itibarı:

Hür olsun olmasın, her âkil ve bâliğ olan zevcin, mahcur veya mariz dahi olsa (9), bîdâr olarak verdiği talâk, gerek sünnî ve gerek bıd'î olsun, muteberdir. Zevce - medhule - olsun olmasın, onunla boş düşer. Meğer ki, - cehren ve müttasılân - inşaallah diye, istisna etmiş ola. O halde, talâk vâki olmaz. Nitekim, âtide beyan olunur.

Talâkın hezli, ciddî olmasına, ve sarhoş iken verilmesi, ayık iken verilmiş bulunmasına, müsavidir. Yâni, hezl ve lâtife tarziyle verilen talâk ciddî, sarhoşun verdiği (10) talâk dahi, vâkîdir.

Hatâ edenin, yâni maksudu talâk değil iken, yamlarak zevcesine talâk veren zevcin, ve mükrehin yâni ikrah ve icbar görenin, talâkı dahi, vâkî ve mûteberdir.

Sabînin (11) ve bunağın ve delinin (12) ve nâimin ve baygının ve hastalıkla veya musibetle - kendinde olmayanın - (13) ve kölenin zevcesi hakkında mevlânın ve sabînin zevcesi hakkında velînin talâkı, vâkî değildir.

Boşama, sözle olduğu gibi, yazılı da olur (14). Vekîl ve elçi vasıtasiyle dahi, edilebilir. Dilsizin işareti malûmesi, tatlik için dahi mûteberdir.

Talâk, itlâk halinde ve keza vekâlette ve tefvizde, rec'îye münhasırdır.

------------------

(1) Âyeti tarabbustaki (Bakara: 228) âyetindeki kurû' lâfzını hayizler ile tevîli babındaki mütemessikât cümlesinden olan (li-iddetihinne) kavli keriminin tefsirinde, lâm'ın vakit için olmasından, talil için olması, asıl olduğuna binaen, denilmiştir ki, talâk âdette vâki olursa, iddet üç hayzi tecavüz ederek, mümted olmak mahzuru olduğu gibi. vâti vukubulan, tuhurda vâki olmak suretinde dahi, o muvakaadan ulûk (sevgi ve gönül bağlılığı) hâsıl olmuş bulunmak mahzuru olur ki, bu da, nedameti mucip olabilir. Amma kadın, vatî edilmemiş tahire olarak tatlik edilmiş bulunursa, bu mahzurlar, olmaz. Talâka, bid'at ve sünnet itlâkinin vechi, işte bununla zâhir olmuş olur. Mezkûr, kavli kerimin mânâsı: Kadınları tatlik ederseniz, onları iddetlerinden dolayı yâni, İddetin ihsa edilmesi mümkün olacak şekilde tatlik ediniz, demektir ki, o da, vatî vukubulmayan, tuhurda, talâkın edilmiş olması ile olur. Çünkü, kadının gebe olmadığı anlaşılarak, şüphesiz üç âdet ile iddet beklemesi lüzumu, taayyün eder. İçinde vatî vukubulan tuhurda tatlik etmeyin ki, o hinde kadının gebe olup doğurma ile mi yoksa gebe olmayıp âdet ile mi, itidad edeceği malûm olamaz. Ve kezâ âdet halinde dahi, tatlik etmeyin çünkü ne bu hayiz, ne de onu takip eden tuhur, muteber olmamakla, üç hayzi kâmil daha beklemek, lâzım gelerek iddet müddeti uzamış olur, demektir.

(2) Bir talâkı bainin, sünnî olması - müttefekun aleyh - olmadığından, rec'î kaydi ziyade edilmiştir. Hindiyyede demiştir ki, talâkı bâin, zâhiri rivayette, sün-nî değildir. Muhalâa, âdet halinde dahi olsa sünnîdir. Kuhistânîde, bâinin sünniyyeti, imama göre olup, imameyn, bu bapta muhaliftirler.

(3) Ahseniyyet, diğerine nispetledir. Nefsinde ahsen demek, değildir. Artık:Ebgazül-helâl olan şey, nasıl ahsen olur? denilemez.

(4) Medhul biha olmayan zevceye göre, âdet halinde verilen, bir talâk dahi,eldeki kitaplarda, bu kısmın misalleri arasında mezkûrdur.

(5) Zevceye âdetli halinde verilen, talâkı bıd'îye, Muğnide (talâkı mahzur) veMiratta (talâkı fâsid) adı verilmiştir. Nehiy bahsine bakınız. Ondan, burada gayrimedhuleyi İstisna ettiler.

(6) Üç tarifte vâki vatî ile maksut, zina olmayan vatîdir. Zira zina, zevceimüzniyyeyi tatlikin, sünnî olmasına münafi değildir. Talâkı sünnilerin tariflerindevâkî tuhurun evvelinde olan, âdette de mezkûr vatî'ın, olmaması lâzımdır. Kezalik,mezkûr hayizde, talâk olmaması da lâzım, zira vatî ve talâkı mezkûreler, tuhurdeiyka, olunan talâkın sünniyyetine münafidir.

(7) Çünkü, gayri medhul bihaya, iyka olunan talâk, rec'î olamaz.

(8) Nitekim, usulde olan mevziinde tekarrür etmiştir. Talâkı gayri sünnî, vâki olmaz, deyeni red babında, imam Muhammed hazretleri, Nebiyyi ekrem efendimizhazretleri, bizi nahr günü orucundan nehy etti, olacak şeyden mi nehy etti? olmayacak şeyden mi nehy etti? Olmayacak şeyden nehy lâğvdır: Âmâya görme, insana uçma denilemez, demiştir.

(9) Maraz malûm olduğu üzere, hastalıktır. (Hicir) bir şahsı, kavlî tasarrufundan menetmektir ki, hicirden sonra, o şahsa (mahcur) denilir. Âkil ve bâliğin (hâciri) de hâkim oluyor. Talâk gibi feshi kabil, ve rızaya mütevakkıf olmayan, tasarrufu kavlî, hicir altına dahil olamaz.

(10) Murad, haram tarikiyle, sekran olandır ki, müskirattan birini isteyerekve ihtiyariyle, içmiş bulunur. Afyon gibi muhaddir (uyuşturucu) şeyler dahi, müsekkir hükmündedir. Esrarkeşin talâkı dahi vâkidir.

(11) Velev ki, murahik olsun.

(12) Mecnunun talâkı, ancak şu surette sahih olur ki, kendisi âkil iken, zevcesinin talâkını, bir şarta tâlik etmiş olup, o şart, cünûn halinde tahakkuk etmişolur. Sahih olmayan (talâkı cünun), onun cünûn halinde verdiği talâktır. Mutbıkolmayan mecnunun, ifakat halinde verdiği talâk, vâkidir. Mecnun ve hadım veyainnîn olmak suretinde, zevcenin talebi üzerine, hâkimin hemen veya tecilden sonra,tefriki ve zimmî mecnunun islâm zevcesi suretinde, ebeveyninin arzı halinde, islâmdan imtinaları üzerine, hâkimin tefriki dahi, talâktır.

(13) Zeyd, hasta olup, aklı —külliyyen— zail olmuşken, zevcesi Hindi, üçtalâk ile tatlik etse, talâk vâki olur mu? Cevabı: Olmaz.

(14) Zeyd başka diyara gittikten sonra, zevcesi Hinde —unvanlı ve işaretli,—mektup yazıp, mektubunda «mektubumun sana vüsulünde benden boş ol» diye,tahrir ve mektubu Hinde gönderse, Hind mektubun kendisine geldiğinde, Zeyddenboş olur.

İddetin lüzumu, zevcenin mektubun mealine ittilâından itibarendir.

Kitap: 

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Kitap okuyor musunuz?:

Son yorumlar